Terörsüz Türkiye
Terörsüz Türkiye
02/11/2024
CUMARTESİ YAZISI
ESENYURT OPERASYONU ÜZERİNDEN SİYASİ MÜHENDİSLİK!
Esenyurt Belediye Başkanıyla ilgili yürütülen terör soruşturması üzerinden siyasi tartışmalar öne çıkarılmaya çalışılıyor.
Örneğin ‘bu operasyonda asıl hedef İmamoğlu’dur’ çarpıtması ve propogandası yapılıyor. Başkaları da kendi siyasi ajandaları üzerinden soruşturmayı örselemeye çalışıyor.
Bunun anlamı bazı çevrelerin Ahmet Özer’i istismar eden ve kullanan bir yaklaşım içinde olduğu. Ahmet Özer’i kendi siyasi ve kişisel ajandaları için istismar edenler terör operasyonun hukuksal yönünü de değersizleştirmeye çalışıyor.
Aslında mevcut terör soruşturmasına siyasete etkileri üzerinden yüklenme ve bu noktadan İmamoğlu projesine veya başka siyasi/kişisel projelere hız verme çabası siyasetin ve toplumun dinamiklerini göz ardı etmektir.
Siyasetin yükü mahkemelerin ve Cumhuriyet savcılıklarının üzerine yıkılamaz. Binlerce onbinlerce soruşturma, kovuşturma ve mahkeme kararı toplumda ve siyasette doğal olarak etki yapar. Bu etkileri doğru değerlendirmek ve uygun tutumlar almak siyasetçinin görevidir, hakimlerin ve savcıların değil.
Yargı; savcısıyla, hakimiyle kurumlarıyla kendi işini yapar, siyaseti gözeterek işlem yapmaz ve karar vermez. Yargı, yaptığı işlemlerin aktüel, siyasi tartışmaları ve neyi nasıl etkileyeceğini dikkate alarak hareket etmez. Yargının böyle bir görevi ve ödevi yoktur. Yargı bir işlem yaparken gelecekte siyasete etkisi ne olur diye bakarak da işini yapmaz. Bağımsız ve tarafsız yargı, görevi neyse onu yapar. Bu nedenle savcıları ve hakimleri görevlerini yaptıkları için tehdit edenler, aşağılamaya çalışanlar büyük bir yanlış içindedir. Ayrıca böyle yapmak ‘kimsenin hakkı da haddi de değildir’.
Yine adli işlemler özellikle de bir terör soruşturması üzerinden üretilmeye çalışılan siyasetin kimseye bir faydası yoktur. Türkiye Halkı/seçmen bu tip masa başı oyunları çok iyi değerlendiren bir tecrübeye sahiptir. Terör soruşturması ve kovuşturması süreçlerini hukuk ve güvenlik açısından değerlendirmek gerekir. Bunları kendi kişisel ve siyasi ajandası için istismar edenlerin mühendislik planları toplumda karşılık bulmaz.
Hiç unutulmasın Türkiye Toplumu teröre karşı her türlü ve her mecrada verilen mücadeleyi, alınan tedbirleri partiler üstü bir yaklaşımla ele alır ve destekler. Bu realiteyi göz ardı edenler ve teröre karşı operasyonları istismar ederek mühendislik siyaseti yapmaya kalkışanlar er geç Türkiye Halkına hesap verir.
Son olarak şunu ifade edelim; bu yaşananların “Terörsüz Türkiye” hedefini engellemesi, yavaşlatması söz konusu değildir. Daha da önemlisi tüm bunların Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ifade ettiği büyük paradigma değişikliğine en ufak bir negatif etkisi olamaz, bunu bekleyenler çok yanılır.
16/11/2024
CUMARTESİ NOTU
TERÖRLE MÜCADELEDE ORGANİK BÜTÜNLÜK İLKESİ
Terörle mücadelede Devletin; Irak ve Suriye’deki terör unsurlarını farklı görmesinin söz konusu olmadığı defalarca ifade edildi.
Buna göre Pkk, Pyd, Ypg birbirinden ayrı değil genel yönetimleri, kullanılma amaçları ve onları yönlendiren güçler açısından organik bütünlük içindeki terör yapılarıdır.
Yine sadece aktif terör unsurları değil terörün ve terör yapılarının destek unsurları da organik bütünlük içindedir. Aktif terör unsurları ile destek terör unsurları arasında yöntemleri farklı olsa da mücadelede ayrım yapılması söz konusu olamaz.
Terörle mücadelede “organik bütünlük” yaklaşımı zaafa uğratılamaz. Böyle bir zaafı bekleyenler ve bunun üzerine hesap kuranlar hüsrana uğrar. İçeride ve dışarıda aktif ve destekçi ayrımı yapmadan tüm terör unsurlarının hedef alınması Devletin bu konudaki ilkesel yaklaşımdan asla vazgeçmeyeceğini gösteriyor.
İşin aslı Türkiye’ye karşı kullanılan aktif terör unsurları, eskisi kadar yapamasalar da, Kürtleri insan kaynağı olarak kullanmaya çalışan ve Kürtlerin kimliğini istismar eden başta Abd, emperyalist güçlerin aylık ücretli-paralı çeteleridir. Diğer deyişle, paramiliter güçleridir. Bunlar bir Kürt hareketi olarak tanımlanamazlar. Türkiye’nin demokratik siyasetinde ve demokratik gelişiminde asla bir yerleri ve rolleri olamaz. Bu terör unsurlarının Kürtler nezdinde gerçek bir meşruiyeti yoktur. Görünürdeki kısmi meşruiyetin ise dağılması kaçınılmazdır.
Dolayısıyla Terör örgütleriyle müzakere yapılmayacağı gibi terör örgütlerini kullanan devletlerle de terörün müzakeresi yapılmaz.
Terörle mücadelede organik bütünlükten taviz verilmeyeceği konusunda başta Cumhurbaşkanı’mız Erdoğan olmak üzere tüm yetkililerce daha önce ısrarlı açıklamalar yapıldı.
Sonuç olarak Pkk-Pyd-Ypg’nin Kürt siyasi hareketi olarak gösterilmesine karşı ve Kürtlerin terör istismarından kurtarılmasına yönelik geliştirilen bir Devlet inisiyatifi vardır.
Tam da bu amaçla söylenmiş olan “PKK’nın bir Kürt siyasi hareketi olarak görülmesine yönelik -KARŞI- geliştirilmiş bir devlet inisiyatifinin dili olarak anlaşılması gerekiyor.“ ifadesini manasına aykırı şekilde hangi niyetle olursa olsun çarpıtmaya kalkmayın, kimse kanmaz.
16/11/2024
KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ
Türkiye’de halklar yok Türkiye halkı var.
Türkiye’de toplumlar yok Türkiye toplumu var.
Türkiye’de milletler yok Türk Milleti var.
Türkiye’de başka bayraklar yok ay yıldızlı Türk Bayrağı var.
Başka adlarla vatandaşlık yok içeriği Cumhuriyet vatandaşlığı olan Türk Vatandaşlığı var.
Türkiye’de egemen ve resmi dil olarak sadece Türkçe var.
Milli sınırlarımız içinde farklı ülkeler yok sadece Türkiye (misak-i milli) var.
Kurucu lideri Atatürk olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti var.
Bu varlıklara yönelik her türlü itiraz ve tehdit beka sorunudur, milli güvenlik konusudur.
Bu varlıkları ve demokratik birikimi kabul eden, bekayı koruma iradesine sahip herkes Türkiye’ye layık yeni anayasa için bir araya gelme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük Cumhuriyete karşı bir sorumluluktur.
Bu yükümlülük Egemen Demokrasiyi güvence altına alma sorumluluğudur.
Bu sorumluluk İç Cephenin üzerindedir. İç Cephenin içinde tüm yurtsever; vatansever, milliyetçi, ulusal, milli muhafazakar, sağ ve sol demokrat bütün güçler var. İç Cephenin hedefi anti-emperyalist Tam Bağımsız, Güçlü Türkiye’dir.
Türkiye bunu başaracaktır.
17/11/2024
SAYIN BAHÇELİ’NİN TARİHİ ROLÜ!
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Sayın Bahçeli’nin, Meclis açılışından itibaren Terörsüz Türkiye hedefi için ortaya koyduğu büyük önderliği, Türkiye için gövdesini taşın altına koymak olarak değerlendirdi.
Ülke Liderimizin bu tespiti;
Sayın Bahçeli’nin bütün siyasetini Türkiye üzerine bina ettiğini,
konu vatan olunca her şeyi göze aldığını,
reyi değil ülkeyi düşündüğünü teşhis eden ve Sayın Bahçeli’nin ülke için yaptığı bu büyük fedakarlığa yüksek kıymet veren tarihi bir değerlendirmedir.
Sayın Bahçeli’nin terörün sona ermesi, terör örgütünün lağvedilmesi, teröristlerin Devlete teslim olması şartlarına bağlı olarak; tecritinin kaldırılması ve gerekirse Öcalan’ın Meclisin Dem grubunda konuşması çağrısı da tarihi bir önemdedir.
Bu öneri Sayın Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye için en ileri seviyede sorumluluk alan bir lider olduğunun delilidir.
Bunu uç bir yaklaşım olarak değerlendirmemize başka türlü mana yükleyenlerin alçakça bir niyet içinde oldukları, fitne peşinde koştukları açıktır. Buradaki uç nitelemesi Sayın Bahçeli’nin müthiş cesaretine bir saygıdır.
Sayın Bahçeli, Terörsüz Türkiye hedefine ulaşmaya katkısı olması kaydıyla Öcalan için umut hakkını dahi gündeme getirmeyi her şeyi göze alarak ifade eden eşsiz cesaret sahibi bir liderdir.
Sayın Bahçeli, Türkiye Yüzyılının başlangıcında ve en kritik dönemde Cumhurbaşkanımız Erdoğan’la birlikte bu muhteşem ülkemiz için büyük şanstır.
Sayın Bahçeli’nin ortaya koyduğu bu gelecek vizyonunun ve Ülke Lideri Cumhurbaşkanımız Erdoğan’la sağladığı yüksek uyum ve tam mutabakatın Terörsüz Türkiye hedefi açısından belirleyici pratikleri geliştireceğine inancımız tamdır.
05/02/2025
TÜRK VATANDAŞLIĞI EŞİT VATANDAŞLIKTIR!
Terörsüz Türkiye hedefine yönelik yeni aşama adım adım ilerlerken iç ve dış bazı çevrelerin eşit vatandaşlık konusunda ciddi bir ideolojik kampanya yaptığı gözleniyor.
Sanki Türk Vatandaşlığı etnik ya da ırki bir esasa dayanıyormuş gibi çarpıtma yapılıyor. Oysa “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” (Atatürk).
Türk Vatandaşlığı ırki ya da etnik değil Cumhuriyetle kazanılmış; içeriği Cumhuriyet vatandaşlığı olan, eşit vatandaşlığa dayanan ve Devletle kurulan hukuki bağdır. Sonraki vatandaşlıklar da Milli Devletin ve ulusal bilincin temel unsurlarının kabul edilmesi esasına dayandığı için aynı kapsamdadır.
Eşit vatandaşlığın iki belirleyici kriteri vardır:
Birincisi bir devlete hukuken bağlı olan herkesin hiç bir farklılık gözetilmeksizin vatandaş sayılması.
İkincisi vatandaş olanların hepsinin aynı haklara ve ödevlere sahip olması.
Buna göre eşit vatandaşlık etnik ve dinsel kimliğine veya herhangi bir farklılığına bakılmaksızın devlete hukuken bağlı herkesin aynı haklara ve ödevlere sahip vatandaş olmasını ifade eder.
Bizim hukuk sistemimiz Türk Vatandaşlığı’nı etnik, dini ya da ırki bir bağ değil hukuki bağ olarak düzenler. Yani vatandaşlıkta hiç bir farklılık dikkate alınmaz, hukuki bağ tek ve belirleyici ölçüdür. Ayrıca vatandaş olan herkes aynı haklara ve ödevlere sahiptir. Bu nedenle hukuken eşit vatandaşlık konusunda bir sorunumuz yoktur.
Bu yüzden Türkiye’nin Kürtleri cebindeki nüfus cüzdanını gururla taşımak konusunda bir soruna sahip değildir. Kürtlerin bu ülkenin gerçek eşit vatandaşı olduğuna kalpten inanması konusunda da duygusal bir engel yoktur.
Kuşkusuz “eşit vatandaşlık”la ilgili hukuki ve duygusal sorunumuz yok ama bütün “vatandaşlarımız arasında eşitlik” duygusunun pratikte egemen olmasını sağlamak da Devletin en önemli görevidir.
Bu konuda Devletin çok yoğun bir gayret içinde olduğu ortadır. Devlet İnisiyatifine dayanan yeni aşamanın ve Terörsüz Türkiye hedefinin nihai amaçlarından biri de budur.
EŞİT VATANDAŞLIK KAVRAMININ İSTİSMARI!
Hukuken ve duygusal olarak bir sorunumuz yokken bazı çevreler bir eksiklik varmış gibi eşit vatandaşlık konusunu başka bir bağlamda ileri sürüyor.
Bu bağlam Türkler ve Kürtlerin iki ayrı ulus olduğu bu nedenle siyasi olarak iki ayrı vatandaşlık kabul edilmesi gerektiği iddiasına dayanıyor. Bunların da anayasal seviyede eşit olması savunuluyor. Türkiye açısından bölücülük tezi anlamına gelen bu iddiayı bu kadar açıklıkla ifade edenlerin sayısı az.
Çünkü iki ulus varsayımına dayanan eşit vatandaşlık tezi emperyalist dış Kürt sorunu projesinin hedefi olan Türkiye’nin bölünmesine yöneliktir.
Emperyalizmle birlikte hareket ettiklerini kabul etmekten utanmayanlar hariç bu görüşü savunanlar eşit vatandaşlık tezinin manasını söylemekten kasten kaçınıyor. Bir yandan Türkiye’nin bütünlüğü deyip öte yandan “iki ayrı ulusa dayanan eşit vatandaşlık” demek tam bir hiledir. Emperyalist bölünme projesine payandalık yapmaktır.
Bu nedenle açık ya da örtük “iki ulus kurgusuna dayanan eşit vatandaşlık tartışması” asla Türkiye’nin gündemine getirilmemeli, getirme çabası olursa da bu çabalar kesin bir dille reddedilmelidir.
07/02/2025
TERÖR SEBEP KAYYUM SONUÇTUR!
Türkiye için terör, yalnızca ülkesel bütünlüğü değil, toplumsal huzur ve güven ortamını da tehdit eden bir olgudur. Terörle mücadelede organik bütünlük yaklaşımı, aktif terör unsurlarıyla beraber terör yapılarının destek unsurlarını da kapsar. Bu destek unsurları arasında seçimi ve yerel idareleri istismar edenler, seçilme hakkını kötüye kullananlar ve halkın iradesini terör vesayetine teslim edenler de bulunuyor.
Aktif terör unsurları ile destek terör unsurları arasında yöntemleri farklı olsa da mücadelede ayrım yapılamaz. Bu kapsamda kayyum uygulaması terörle günlük mücadelede asli sorumlu olan yürütmenin aldığı yasal bir tedbirdir.
Bu noktada kayyum uygulamasını eşit vatandaşlığa bağlamak terörü ve terör destekçiliğini perdeleme gayretidir. Eşit vatandaşlık olan Türk vatandaşlığını teröre karşı bir tedbir olan kayyum uygulaması üzerinden hedefe koymak asıl niyetin ne olduğunu gösteriyor. Terör siyaseti üzerinden meşruiyet sağlama girişimleri bu bağlamda açıkça görülüyor. Daha da önemlisi Türkiye’yi bölmeyi hedefleyen emperyalist dış Kürt sorunu projesinin temel tezi olan iki ulusa dayalı eşit vatandaşlık tartışması gündemde tutulmaya çalışılıyor.
Kayyum uygulaması terörle mücadelenin bir yöntemidir. Kayyum görevlendirilen yerel yönetimlerde terörün kadro ve lojistik destekçiliği yapılıyor, yerel hizmetler ise adeta askıya alınıyor. Bu şekilde vatandaşların birçok hakkı ihlal ediliyor. Kayyum tüm bu ihlalleri önlemek için başvurulan tedbirdir.
Kayyum uygulaması sadece terör suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma halinde devreye girer. Başka suçlar sebebiyle görevden almalarda zaten kayyum olmaz. Görevden alınan belediye başkanının yerine Belediye Meclisinden geçici ya da sürekli başkan seçilir. Yani kayyum uygulaması, yalnızca terörle mücadelede geçerli bir yöntemdir.
Kayyum uygulaması eşit vatandaşlığı ihlal eden bir durum değil tam tersine hizmet alma hakkı bakımından eşit vatandaşlığı güçlendiren bir önlemdir. Çünkü kayyum uygulamasıyla ilgili yerel idareler tümden asli görevlerine dönüyor. Belediyeden hizmet bekleyen vatandaşlar terör destekçiliğinin yarattığı hizmet eksikliği ya da yoksunluğundan kurtuluyor. Kamu hizmetlerinin aksaması önleniyor. Vatandaşların hizmet alma hakkı korunuyor ve güçlendiriliyor.
Sonuç olarak kayyum uygulaması bağımsız bir yerel idare şekli değil terörle mücadeleye bağlı ve geçici bir tedbirdir. Kayyumun sebebi terör olduğu için Terörsüz Türkiye’de kayyum uygulamalarına da ihtiyaç kalmayacaktır.
16/02/2025
TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİNE İHANETLER ARSIZCA ARTIYOR!
1 Ekim ve devamında Sayın Bahçeli’nin hamleleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaklaşımlarıyla devreye giren Devlet İnisiyatifinin bir etkisi de bütün emperyalist bölünme projesi yanlılarının bir bir deşifre olmasıdır.
Terör sorununun kökten ortadan kaldırılması için başlatılan yeni dönemi istismar edenler hadsizlikte zirve yaptılar.
Türkiye’yi bölme hedefli Emperyalist dış Kürt sorunu projesini referans alıp güya insani çözüm çalıştayı yapanlar sonuç bildirgesiyle açıkça ve arsızca Türkiye’nin bölünmesinden yana olduklarını ilan ettiler.
Terör diyemeyen, terör örgütüne karşı çıkamayan bu grup iki millet, iki vatandaşlık, iki eğitim dili, hatta iki resmi dil ve iki ülke diyerek Türkiye düşmanlığını ve bölünme niyetlerini ortaya döktüler.
Cumhur İttifakından nefret edenlerin ve Ak Partili görünenlerin de içinde yer aldığı ama insani olmadığı kesin, bu “bölünme çözümü çalıştayı” Terörsüz Türkiye için başlatılan yeni döneme ihanettir.
Hele İslam’ı istismar ederek referans yapan ve bu bölünme projesine dayanak üretme çabaları ile Cumhuriyetin esaslarına düşmanlıkları ise tam bir alçaklıktır.
Ne yaparsanız yapın Terörsüz Türkiye pazarlıksız, kayıtsız ve şartsız gerçekleşecektir.
Terörsüz Türkiye’ye geçildiğinde de Milli Devletin esaslarını; Cumhuriyet, Üniter Yapı, Türk Milleti, Türk Vatandaşlığı ve Türkçeyi, Türk Bayrağını ve İstiklal Marşını kimse tartışmaya açamayacaktır.
Cumhuriyetle kazanılan Milli Devleti tartışmaya açmak ve beka sorunu çıkarmak kimsenin haddi değildir. Buna asla geçit verilmeyecektir. Tam tersine Terörsüz Türkiye, Milli Devleti daha da güçlendirecek adımların atılmasını sağlayacak ve yurtsever demokrasimizi güçlendirecektir.
27/02/2025
TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ ADIM ADIM GERÇEKLEŞİYOR!
Öcalan’ın açıklaması baştan beri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Sayın Bahçeli’nin ifade ettiği Devlet İnisiyatifinin çizdiği çerçeveye ve içeriğe uygun oldu.
Açıklamada özü itibariyle; kimlik sorunu kalmadı, inkar bitti, iki ulus yok, iki resmi dil yok, iki vatandaşlık yok, özerklik talebi yok, federasyon talebi yok, denildi. Üniter Devlete sahip çıkıldı. Türkiye’de inkar ve redde dayalı ifade edilen iç Kürt sorunu çözülmüştür, konu demokrasidir, devletle ve toplumla bütünleşmektir, demokrasiyi geliştirmektir, vurgusu yapıldı. Tüm grupların silahları bırakması ve terör örgütünün kendini feshetmesi kesin bir dille ifade edildi. Bunun anlamı terör yoluyla Türkiye’ye dayatılan, Türkiye’yi bölmeyi amaçlayan ve bir emperyalist proje olan dış Kürt sorunun da bitme yoluna girmesidir, terör tamamen tasfiye edilince bu da bitecektir ve bunun ilanı yapıldı.
Bu çağrıya ne seviyede uyulup uyulmayacağı artık pratik bir sorundur, uymayanlar çıkarsa da sonuçlarına katlanacaktır.
Bu çağrı yapılmadan önce çağrıyı ve yeni dönemi çeşitli yöntemlerle sabote etmeye ve zehirlemeye çalışanların, ne kadar büyük bir provakasyon içinde olduğu da görüldü. Başaramadılar, bundan sonra da başaramayacaklar.
Pazarlıksız, kayıtsız ve şartsız çağrı olacak denmişti ve aynen öyle oldu.
Türkiye için artık yeni bir dönem başlıyor.
Bundan sonra demokrasiyi daha da geliştirmek ve güçlendirmek herkesin talebi ve sorumluluğu olduğu gibi Türkiye’nin bağımsızlığını, coğrafi bütünlüğünü ve siyasi birliğini korumak da herkesin ödevidir. Kimsenin kenara çekilmek, uzakta kalmak, karşıda durmak için bahanesi kalmadı.
Hep birlikte Türkiye’yiz, bunu artık her mecrada her alanda 86 milyonluk bir güç olarak göstermeliyiz.
03/03/2025
ÇAĞRI BÖLGEDEKİ TÜM TERÖR UNSURLARINA YÖNELİKTİR!
PKK yapısı bölgedeki bütün unsurlarıyla organik bütünlüğe sahiptir.
PKK ismi şemsiye isimdir. Diğer unsurların farklı adlara sahip olması PKK şemsiyesi altında ve organik bütünlük içinde oldukları gerçeğini ortadan kaldırmaz.
PKK’nın organik bütünlüğü; tek lider(Öcalan), ortak yönetim, ortak program, ortak politika, koordineli hareket gibi yapı taşlarından oluşuyor.
Terörsüz Türkiye hedefi PKK’nın bir unsurunu değil tüm unsurlarını tasfiye etmeye, organik bütünlüğün tümden ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Çağrı da tüm unsurları kapsıyor.
Öcalan’ın yaptığı açıklamada “PKK kendini feshediyor” ile kastedilenin “KCK’nın tüm kollarıyla birlikte tarih olacağı” yani örgütün Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki tüm varlıklarıyla birlikte tamamen sona ermesi mesajı olduğu nettir. Aksi düşünülemez. Bu konuda Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın deyimiyle “bir şark kurnazlığı” söz konusu olamaz.
Çağrının kapsamını iyi niyetle tartışanların bu olguları dikkate alarak tartışmayı yürütmeleri elbette daha aydınlatıcı olur.
Buna mukabil çağrıyı;
Türkiye karşıtı ajandalarla kasten daraltmaya çalışanlar,
terör yapısı içinde emperyalist ve yayılmacı odaklarla son bir ümitle iş tutmak için çarpıtma yapanlar,
çağrıdan kaçınmak için bahane üretenler,
veya dar aktüel siyasi hesaplarla anlamaktan kaçınanlar da var.
Bunların yaptığı hiç bir kapsam tartışmasının gerçekliği yoktur.
Terörsüz Türkiye hedefine ‘terörle mücadelede organik bütünlük ilkesi’ esasına göre ilerlendiği net görülüyor. Bölgedeki tüm aktif terör unsurları, yapıları ve destek terör unsurlarının tamamen tasfiye edileceği konusunda kararlılık da sürüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en son yaptığı “Verilen sözler tutulmazsa günah bizden gider; operasyonları taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadan sürdürürüz” uyarısı bu kararlılığın en büyük göstergesidir.
Elbette çağrıya uyulması, kongre yapma, silah bırakma, teslim olma gibi sözlerin tutulması beklenendir. Ancak hangi yolla olursa olsun Terörsüz Türkiye hedefi gerçekleştiğinde Türkler, Kürtler, Araplar ve Türk Milletinin tüm bileşenleri hep birlikte kazanacaktır. Hep beraber Türkiye olma gücü daha üst seviyelere taşınacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
14/03/2025
SURİYE DEVRİM YÖNETİMİ İLE SDG’NİN MUTABAKATI!
Suriye’de Devrim Yönetimiyle SDG arasında yapılan mutabakat, bölgenin Kürtlerini kullanarak gerçekleştirilmeye çalışılan her türlü emperyalist bölücü projenin tasfiye sürecine girdiğinin, İmralı çağrısından sonra en büyük delillerinden biridir. Mutabakatın yapılma sürecinde kimlerin hangi hesapla yer aldığından çok mutabakatın kendisi ve olası sonuçları daha önemlidir.
Terörsüz Türkiye hedefinin bölgeye ilişkin etkilerini göstermesi ve terörsüz bölge perspektifi bakımından bu mutabakat önemlidir. Türkiye’nin mutabakatın gereklerinin yerine getirilmesi konusunda dikkatli bir takip yapacağı anlaşılıyor. Ayrıca Türkiye’nin terörle kesintisiz mücadeledeki kararlılığının bu mutabakatın hayata geçirilmesine katkı yapacağı da görülüyor.
Bu mutabakatın Türkiye bakımından ilk anda öne çıkan bazı sonuçları şöyle ifade edilebilir:
Suriye’de 8 Aralık Devriminden sonra iç terör unsurlarını kullanan emperyalist odaklar çok parçalılığa dayanan Birleşik Suriye aldatmacasını ileri sürmüştü. Bu aldatmacanın çöktüğü görülüyor. Bunun yerine Türkiye’nin başından itibaren savunduğu Suriye’nin Birliği hedefi daha güçlü hale geldi. Bu mutabakat Suriye’nin Birliği konusunda atılmış önemli bir adımdır. Bundan sonra da parçalı Suriye projesi için gayret gösterecekler için imkanların giderek daraldığı da anlaşılıyor.
Terörsüz Türkiye hedefi açısından Suriye’deki terör unsurlarının kapsamda olduğu bu mutabakat ile de teyid edildi. Mutabakat aynı zamanda Suriye’deki terör unsurlarının tasfiye sürecinin başladığına da işarettir.
Türkiye’nin Suriye’nin yeniden yapılanmasında Suriye’nin ana ittifakı haline geldiği her somut adımda daha iyi anlaşılıyor. Bu mutabakat bunun göstergelerinden biridir.
Elbette Türkiye mezhep çatışması çıkarma girişiminde bulunanlara karşı net tutumunu sürdürecek ve bölgedeki tüm mazlum ve masumların yanında yer alacaktır. Ayrıca İsrail’in, Suriye’nin Birliğine yönelik saldırganlıklarına karşı Türkiye, Suriye Devrim Yönetimiyle üst düzey dayanışmasını devam ettirecektir.
Sonuç olarak Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın dediği gibi “Suriye’nin terörden arındırılmasına yönelik her türlü çaba doğru yönde atılmış bir adım”dır. Artık beklenen “varılan mutabakatın eksiksiz uygulanması”dır.
15/03/2025
HASTA ADAM AVRUPA BİRLİĞİ ÜSTENCİLİKTEN VAZGEÇMİYOR!
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Amor, “Türkiye ile savunma bağlarını geliştirmeye açığız ama ufukta üyelik yok” demiş. Avrupa Birliği’nin demokrasiler kulubü olduğunu iddia etmiş. Vize serbestisi için Terörle Mücadele Kanunu ve veri koruma konusunda adımlar atılmasını, Gümrük Birliği için hukuki belirlilik ilkesini işaret etmiş. Üyelik için ise konunun ortaklık hukukundan ziyade Türkiye karşıtı siyasi yaklaşımlar olduğunu itiraf etmiş.
Türkiye’nin terörün destek unsurlarıyla mücadele çerçevesinde zaman zaman uyguladığı kayyum görevlendirmesini ve bazı hükümlü kişileri negatif örnek olarak vermiş. Türkiye’nin terörle mücadelesini hem mevzuat hem de uygulama açısından zayıflatmasını isteyen AB’nin iyi niyetli olmadığı açıktır. Daha da önemlisi AB’nin Türkiye’ye sadece Avrupa’nın güvenlik ihtiyaçları açısından bakması ise asla kabul edilemez.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan Avrupa Birliği üyeliği konusunda samimi bir yaklaşım gösteriyor. Buna karşın Avrupa Birliği tam tersi bir tutum içinde tümden samimiyetsiz ve iki yüzlü davranıyor. Amor’un dili ise tam bir kibrin ve sömürgeci zihniyetin ürettiği üstenciliğin göstergesidir.
Demokrasi şampiyonu olduğunu iddia eden AB üyesi ülkelerde; NSU davaları gibi hukuk katliamları, sarı yeleklilerin hak ihlalleri gibi yaygın hak ihlalleri, kişilik haklarını ihlal eden sistemli polis uygulamaları şeklinde demokrasi ve hukuk karşıtı çok örnek var. Üye ülkelerde örtük/açık polis devleti pratiği, yabancı, siyah ve İslam düşmanlığı, ırkçılık sıradanlaşmış. Gazze’de tekil örnekler dışında AB’nin bilinçli körlüğü ve soykırımcıyı destekleyen tutumları insanlıktan ve demokrasiden ne kadar uzak olduklarını gösterdi. Aslında Avrupa Birliği can çekişiyor, pandemide ve Gazze’de ibretlik hale düştüler.
Avrupa Birliği günümüzün hasta adamıdır. Bu hasta adam adına laf söyleyenlerin önce dönüp kendilerine bakmaları gerekir. Hasta adam Avrupa Birliği Türkiye’ye demokrasi ve hukuk dersi veremez. Kendi demokrasi ve hukuk krizleriyle uğraşsınlar. Sosyal adalet sorunlarına baksınlar. Sömürgeci ve üstenci zihniyetle kurdukları dillerin hiç bir kıymeti yoktur.
Türkiye ile AB ilişkisi ancak eşit seviyeli bir ilişki olabilir. Dikey ilişki dönemleri çoktan bitti. Herkesin bunu fark etmesi isabetli olur. Ayrıca bugün üye ülkelerle doğrudan ilişkiler AB’yle ilişkiden çok daha önemli hale geldi. Türkiye her üye ülke ile eşit haklı ve eşit seviyeli tüm ilişkilere elbette açıktır.
Son olarak belirtelim ki bundan sonra Türkiye’nin bir AB üyelik süreci olacaksa bu ancak Türkiye’nin AB ile ortaklık hukukunu birlikte geliştirmesi koşuluna bağlı olur. Yoksa hiç kimse Türkiye’nin, AB’nin kendisine dayatacağı ortaklık hukukunu itirazsız kabul edeceğini beklemesin.
23/04/2025
BİRİNCİ MECLİS VE TERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ!
Bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adıyla kutladığımız, Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’de açılışının 105’inci yıl dönümüne eriştik.
1921 yılında Türkiye adı eklenerek nihai ismine kavuşan Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk kuruluşunu gerçekleştiren Birinci Meclis Türkiye halkının bütün bileşenlerinden oluşuyordu. Türkiye halkının asli unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, Çerkezler, Gürcüler ve diğer bileşenler kurtuluş sürecini ilerleten ve kuruluş sürecini başlatan Birinci Mecliste bir araya geldi.
Türkiye halkının tüm unsurlarıyla birlikte Türkler ve Kürtler emperyalizme karşı kaderleri için verdikleri mücadeleyi Birinci Meclisle birlikte yeni bir aşamaya taşıdılar. Kurtuluş savaşını kazanarak ve Türkiye Cumhuriyetini kurarak ebediyete kadar kendi kaderlerini birlikte tayin ettiler.
Atatürk “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” ifadesiyle, Türkler ve Kürtler de içinde, Türkiye halkının tüm bileşenlerinin Türk Milletinin asli unsuru olduğu tespitini yaptı. Bu tespit Cumhuriyetin temel kurucu ilkelerinden biri oldu.
Millet geçmişi bugünü ve geleceği kuşatan bir kavram olduğu için bugün de bu ilke aynen geçerlidir, yani Türk Milletinin esası Türkiye halkıdır. Türkiye halkı çeşitliliğimizin Türk Milleti birliğimizin güvencesidir.
Terörsüz Türkiye açısından bunun ifadesi şudur:
Kürtler, Türk Milletinin asli kurucu bileşenidir.
Kürtler, Türk Milletinin ayrılmaz parçası sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve daimi sahibidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kürtlerin Milli Devleti’dir.
Türkiye Yüzyılı; Türk ve Kürt yüzyılıdır.
Tam da bu paradigmaya uygun olarak Terörsüz Türkiye hedefi için sonuç almaya dönük adımlar yürüyen aşamanın her basamağında daha güçlü şekilde atılıyor. Buna karşın Terörsüz Türkiye aşamasını çeşitli şekillerde bozma çabaları da devam ediyor. İç ve dış Türkiye karşıtı odaklar doğrudan veya dolaylı olarak kayıtsız, şartsız ve pazarlıksız yürüyen Terörsüz Türkiye’ye geçişi sabote etmek için yoğun gayret içindeler. Cumhur İttifakı üzerinden fitne çıkarmaya çalışanların, yolsuzlukla hukuki mücadeleyi bahane edip kaos stratejisi güderek yapılan operasyonların Terörsüz Türkiye’yi hedef aldığı çok net görülüyor. Devlet bu gayretleri şimdiye kadar boşa çıkardı ve bundan sonra da gereğini yapacağı anlaşılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Sayın Bahçeli’nin Türkiye’yi esas alan siyasetteki muhteşem birlikteliği ve uyumu, halkın olağanüstü desteği, Devletin tüm kurumlarıyla ve tam kapasite olarak sürecin yürütücülüğünü yapması Terörsüz Türkiye’ye geçişin güvencesidir.
Geldiğimiz noktada Terörsüz Türkiye için şu tespitleri yapmak mümkün gözüküyor:
İmralı açıklamasının hayata geçmekte olduğu ve buna ilişkin tüm tedbirlerin alındığı bir realitedir.
Terörsüz Türkiye’ye, terör örgütünün tüm yapılarıyla feshine, silah bırakmaya ve teslimine karşı çıkanlar ve sabote etmeye kalkışanlar olursa bunların terörle mücadele yöntemleriyle etkisizleştirileceği açıktır.
Terörsüz Türkiye’nin bir sonuç değil başlangıç olduğu, Terörsüz Türkiye hedefine ulaşılması ve bu aşamasının tamamlanmasıyla Türkiye için yeni bir dönemin başlayacağı bellidir.
Yeni dönem Türkiye’yi her bakımdan güçlendirecek bir süreç olacaktır. Demokrasi ve hukuk alanında hem kapsamlı reformların yapılacağı hem de ulusal ve yurtsever demokrasi hukukunun somutlandığı yeni bir aşamaya geçileceği güçlü bir karinedir.
Görüldüğü üzere 105 yıl önce bugün Büyük Millet Meclisinin açılışıyla başlayan akabinde Cumhuriyetin ilanıyla tescillenen son kuruluş sürecimiz, Terörsüz Türkiye hedefine ulaşılmasını takiben hukuki ve siyasi reformların yapılmasıyla tamamlanacaktır. Böylece kuruluşunu tamamlamış Türkiye Cumhuriyeti’nin yapacağı büyük atılımlarla Türkiye Yüzyılı gerçeği dünya tarihine altın harflerle yazılacaktır.
Bu düşüncelerle Birinci Meclisin açılışı ile Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun